1/21/2008
|
Esselamünaleyküm Ve Rahmetullahi ve Beraketühü, ... Allah Razı Olsun Hayırlı Günler.... By Fırat AKSOY

 Allah, er-Rahmân, er-Rahîm, el-Melik, el-Kuddûs, es-Selâm, el-Mü'min, el-Müheymin, el-Azîz, el-Cebbâr, el-Mütekebbir, el-Hâlık, el-Bâri', el-Musavvir, el-Gaffâr, el-Kahhâr, el-Vehhâb, er-Rezzâk, el-Fettâh, el-Alîm, el-Kâbıd, el-Bâsıt, el-Hâfıd, er-Râfi, el-Muiz, el-Müzill, es-Semi', el-Basîr, el-Hakem, el-Adl, el-Lâtîf, el-Habîr, el-Halîm, el-Azîm, el-Gafûr, eş-Şekûr, el-Aliyy, el-Kebîr, el-Hafîz, el-Mukît, el-Hasîb, el-Celîl, el-Kerîm, er-Rakîb, el-Mücîb, el-Vâsi', el-Hakîm, el-Vedûd, el-Mecîd, el-Bâis, eş-Şehîd, el-Hakk, el-Vekîl, el-Kaviyy, el-Metîn, el-Veliyy, el-Hamîd, el-Muhsî, el-Mübdî, el-Muîd, el-Muhyî, el-Mümît, el-Hayy, el-Kayyûm, el-Vâcid, el-Mâcid, el-Vâhid, es-Samed, el-Kâdir, el-Muktedir, el-Mukaddim, el-Muahhir, el-Evvel, el-Âhir, ez-Zâhir, el-Bâtın, el-Vâli, el-Müteâlî, el-Berr, et-Tevvâb, el-Müntakim, el-Afüvv, er-Raûf, Mâlikü'l-Mülk, Zü'l-Celâli ve'l-İkrâm, el-Muksit, el-Câmi', el-Ganiyy, el-Muğni, el-Mâni', ed-Dârr, en-Nâfi', en-Nûr, el-Hâdi, el-Bedî', el-Bâkî, el-Vâris, er-Reşîd, es-Sabûr.

Allah celle celalehu şöyle buyuruyor: “Onların (ilah diye) taptıkları da Rablerine daha yakın olmak için vesile ararlar. O’nun rahmetini umar, azabından korkarlar.” İsra, 57

Gül ve V(C)efa
Cöllerin koynunda acan Gül, Yolunun yolcusu oldum olali, Dertler pesimi birakmadi…
Gülümsemeyi unutmusum hayata, Bakislarimda binbir sitem var simdi.. Dudaklarimin kiyisina bir gülücük serpiver hadi, Hani bakabileyim yasama, SEN gibi.. Hani katlanabileyim acilara, SEN misali..
Ey sevdasi v(c)efa GÜL, Kiyametler kopmakta, dünyamda.. Yolunda aydinliklar devsirmeye geldim, karanliklarima.. Günes misali icimi isitmani bekler dururum umutla.. Hayatima bir isik saciver hadi, Hani sicakligin sarsin bu bedeni…
Ayaza dönüktür tüm baharlarim her dem.. Med-cezirli sular carpar yüregimin kiyilarina, Su satirlar kadar yakin ol bana.. Ki hep yoluna yolcu olayim.. Ki acinla kavrulayim.. Ki acilara alisayim, SEN gibi…
Ey GÜL, anladim ki senin yolunda cefa.. Ey GÜL sevdanda (Cefada) sakliymis VeFa…
Ey insan! Bak sana soğuk kışın ardından bahar gönderildi. Hâlâ Rabbin hakkındaki zannını değiştirmeyecek misin? Seni memnun etmek için dünyanın çehresi değiştirildi. Kupkuru ve kapkara topraktan yemyeşil filizler devşirildi. Neden hâlâ kalbindeki sevgi yeşermiyor? Neden hâlâ içinde ekilmiş tohumları sulamıyor ve Rabbine cevap vermiyorsun?
 AMEL
İş, vazife, hareket, idare, daire, işlemek, yapmak, davranış, etki, ibadet, hayırlı iş. Daha ziyade canlıların bir maksatla yaptıkları işe amel denir. Yapılan işte bir gaye ve maksat yoksa buna fiil denir, amel denmez (Râgıb el-Isfahânî, Müfredât, 348). Çoğulu "a'mâl" gelir. Gramerde amel, âmilliği, yani bir kelimenin diğer bir kelime üzerindeki tesirini ifade eder.
Amel, iyi (sâlih) ve kötü (seyyi') amel olmak üzere ikiye ayrılır. insan yeryüzüne, nasıl davranışlar göstereceği, iyi ve kötü amellerden neler yapacağı belli olsun diye çıkarılmıştır. Ayetlerde; "Hanginizin daha iyi amel işleyeceğini denemek için ölümü ve hayatı yaratan O'dur" (el-Mülk, 67/2), "şüphesiz ki, sizi biraz korku, açlık, mal, can ve ürün eksikliğiyle imtihan edeceğiz. (Ey Muhammed) sabredenleri müjdele" (el-Bakara, 2/155), "Her can ölümü tadacaktır. Biz, sizi denemek için hayır ve serle imtihan ederiz. Siz ancak bize döndürüleceksiniz. " (el-Enbiya, 21/35) buyurulur.
İslâm'da bir iyiliğin ve sâlih amelin dünya ve ahirette ecir ve sevap kaynağı olması için bu ameli işleyen kimsenin imanlı olması şarttır. Bu konuda iman ön şarttır. İman da; Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kadere, hayır ve şerrin Allâh'tan olduğuna inanmayı kapsamına alır.
Ayetlerde şöyle buyurulur: "Asra yemin olsun ki, insan şüphesiz maddî manevi büyük kayıp içindedir. Ancak iman edenler, sâlih amel işleyenler, birbirine hakkı tavsiye eden ve sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır" (el-Asr, 103/1-3), "İnkâr edip, imansız olarak ölenlerin hiçbirinden, yeryüzünü dolduracak kadar altını feda (tasadduk) etseler bile kabul olunmayacaktır. Onlar için can yakıcı bir azap vardır. Onların bir yardımcıları da yoktur" (Âli İmrân, 3/91).
Sâlih (iyi) amelin özü, Allah'u Tealâ'nın emirlerini üstün tanımak, Allah'ın hükümlerini yeryüzünde uygulamak, onun din ve şeriatını korumak, yarattıklarına şefkat beslemek ve yardım etmektir. Salih ameller ikiye ayrılır. Birincisi; bedenî ibadetler gibi, yükümlünün önce ve bizzat kendisine yarar sağlayan ve kendisinin iyileşmesine yarayan amellerdir. Namaz, cihat, küfürle mücadele, Allah'ın dinini yeryüzünde hakim kılmak için gayret sarfetmek ve bunun gerçekleşmesi için Allah'a dua istiğfarda bulunmak, oruç tutmak bunlar arasında sayılabilir. ikincisi; zekât ve sadaka gibi başkalarına yararı olan amellerdir. (M. H. Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, VIII, 6079, 6080).
Allah'ın yasakladığı işler de kötü amel sayılır. Allâh'u Teâlâ insana irade-i cüz'iyye vererek, iyi ile kötü, hayır ile şer arasında ona belli ölçüde serbestlik tanımıştır. insan kendi isteği ile tercihini yapar. Bu yüzden de yaptığı işlerden sorumlu olur. Dünyadaki amellerinin sonucuna göre de ahirette karşılık görür.
Kur'an-ı Kerîm'de iyi ve kötü amellerden ve bunların sevindirici veya üzücü sonuçlarından söz eden pek çok ayetler vardır:
"Onlar, Allah'ın yanında bir başkasını ilâh edinip, ona kulluk etmezler. Ölümü hak edenler dışında, Allah'ın haram kıldığı cana kıymazlar. Zina etmezler. Kim de bunları yaparsa işlediği günahın cezasını görür kıyamet günü azâbı kat kat olur. O korkunç azâbın içinde hor ve hakir bir halde ebediyen kalır. Ancak tevbe eden, imanında samimi kalıp salih amel işleyen bunun dışındadır. İşte Allah, onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah gafûrdur, rahimdir. (Çok affeden ve çok merhamet edendir)" (el-Furkan, 25/68-70). "Kim tevbe edip, salih amel işlerse, şüphesiz o, Allah'a hakkiyle yönelmiş olur" (el-Furkan, 25/71).
Yukarıdaki ayetlerde zikredilen adam öldürme ve zina gibi en ağır kötü amellerden sonra,
tövbe edenlerin azaptan istisna edilmesi, katilin ve zaninin de tövbesinin geçerli olduğunu gösterir .
"Kim bir mümini kasden öldürürse, onun cezası; içinde devamlı kalmak üzere Cehennem'dir" (en-Nisa, 4/93). Bu ayet, katilin affedilmeyeceği anlamında değildir. Ayet Medine'de nazil olmuş olsa bile mutlak*tır. Manası, katilin tövbe etmeden önce vefat etmesine hamledilmiştir.
Hz. Peygamber'e hangi amelin daha faziletli olduğu sorulunca şu cevabı vermiştir: "Kişinin elinin emeği ve hayırlı olan (mebrûr) alış-veriştir" (Ahmed b. Hanbel, III, 466, IV, 141; el-Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, Beyrut 1967, III, 60, 61).
Amellerin değeri imandan sonra niyete*de bağlıdır. Yüce duygu ve amaçlar taşımayan veya kötü amaçlar için yapılan bazı âmeller kişiye fayda sağlamaz. Meselâ, ashâb-ı kirâm Medine'ye hicret ederken Mekke müşriklerinin kötülük ve baskılarından kurtulmak, Medine'de daha güzel ibadet, taat ve amellerde bulunmak, İslam'ı, oradan cihana yaymak gibi düşüncelerle dolu idiler. İçlerinden birisi ise, nişanlı olduğu kadın hicret ettiği için, sadece onunla evlenmek niyet ve düşüncesiyle Medine'ye gelmişti. işte Hz. Peygamber, diğer muhacirlerin büyük ecir ve mükafatlara nail olduklarını bildirirken onun da istediği kadına kavuşmakla niyetine ulaştığını, ancak hicret sevabından mahrum kaldığını haber verdi. Bunun üzerine "Ameller ancak niyetlere göredir" (Buhârî, Bedü'l- Vahy, 1; Müslim, İmâre, 155) buyurdu.
"Biriniz müslümanlığı iyi yaşadığı zaman, kendisine işlediği her iyi amel on katından yediyüz kata kadar katlanmış olarak yazılır. Yaptığı her kötülük de misliyle (ceza) olmak üzere yazılır" (Buhârî, İman, 31; Müslim, İman, 205.)
"Birr (iyilik, sıla) ahlâk güzelliğidir. İsm (günah ve günaha sebep olan şeyler) ise, kalbini gıcıklayan ve insanların bilmesini hoş görmediğin şeylerdir" (Müslim, Birr ve Sıla, 14; Tirmizî, Zühd, 52; Dârimî, Rikâk, 23).
"Gerçek müslüman, elinden ve dilinden diğer müslümanların selâmette kaldığı kimsedir" (Buhârî, İman, 4-5; Müslim, İman, 64).
"Nerede ve hangi hâlde olursan ol Allah'tan kork. Kötülük işlemişsen hemen bir iyilik yap ki, o iyilik kötülüğün günahını silsin. insanlara güzel muamelede bulun" (Tirmizî, Birr ve Sıla, 55; Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 5; Dârimî, Rikâk, 47).
Başkalarını iyi ve güzel ameller işlemeye davet etmek, Allah ve Resulünün övdüğü bir davranıştır.
Resulullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:
"Hayrın işlenmesine vesile olan kimseye o hayrı işleyenin ecri kadar ecir vardır" (Müslim, İmâret, 133; Ebû Dâvud, Edeb, 115; Tirmizî, İlim, 14).
"Doğru bir yola çağıran kimse, ona tabi olanların ecirleri kadar kendisi de ecir alır. Bu, tabi olanların ecrinden bir şey eksiltmez. Kötü bir yola davet eden kimse de, ona tabi olanların günahlarından hiç bir şey eksiltmez" (Müslim, İlim, 16, Zikir, 1; Ebû Dâvud, Sünnet, 6; Tirmizî, ilim, 15).
"İslâm'da güzel bir çığır açan kimse hem o çığırın, hem de o çığırla amel edenlerin ecrini kazanır." (Müslim, Zekât, 70; Ebû Dâvud, Sünnet, 6).
Sonuç olarak yukarıda verilen ayet ve hadislerden de anlaşıldığı gibi, amel yalnız ibadetlerden ibaret olmayıp, günlük hayatta bir müslümanın diğerine veya topluma karşı yaptığı güzel iş, yardım ve muameleler de bu niteliktedir.


Yâ Rab bela-yı aşk ile kıl âşîna beni Bir dem bela-yı aşktan kılma cüdâ beni
(Ya Rab aşk belasıyla içli dışlı kıl beni, bir an bile ayırma aşk belasından beni)
Az eyleme inayetini ehl-i dertten Yani ki çoh belâlara kıl müptelâ beni
(Az eyleme yardımını dertlilerden, Yani çok aşk belaları ver bana)
Gittikçe hüsnün eyle ziyâde nigârımın Geldikçe derdine beter et müptelâ beni
(Gittikçe artır sevgilimin güzelliğini, Bana gelince onun derdine daha çok müptela et beni)
Öyle zaîf kıl tenimi firkatinde kim Vaslına mümkün ola yetürmek sabâ beni
(Onun ayrılığında öyle zayıflat beni ki Saba yeli beni ona ulaştırabilsin)
Nahvet kılıp nasîb Fuzuli gibi bana Yâ Rab mukayyed eyleme mutlak bana beni
(Ya Rabbi bana Fuzuli gibi gurur verme beni bana asla bırakma)
Kimin Yolundayız
ÜMMETİ AÇKEN BİR TAŞ BAĞLAYINCA KARNINA KENDİSİ İKİ TAŞ BAĞLAYACAK KADAR AÇ OLAN BİR PEYGAMBERİN KIRK YIL BOYUNCA YATSI NAMAZI İÇİN ALDIĞI ABDESTLE SABAH NAMAZINI KILAN İMAMLARIN BİR DİRHEM BORCU VARKEN MEVZİSİNDE MEKTUP YAZIP HELALLİK İSTEYEN ŞEHİTLERİN YEMEĞİNİN SUYUNU KENDİ İÇİP TANELERİNİ KARINCALARA VEREN MÜCEDDİTLERİN ŞEHRİNDE BİR KİŞİ UYANIKKEN GÖZÜNE UYKU GİRMEYEN HALİFELERİN ZEKAT VERECEK KALMAYINCA ÇEVREDE GAYRİ MÜSLÜMLERE VEREREK GÜZELLİKLER YAYAN ADİL YÖNETİCİLERİN PEYGAMBER AŞKI İLE YANAN NUR SİMALARIN ALLAH RIZASI İÇİN İSTEYİNCE YÜKLERLE MALINI VEREN SAHABELERİN YOLDA BULDUĞU KAĞIDI ALLAH YAZISINI GÖRÜNCE EVİNİN EN GÜZEL KÖŞESİNE ASAN EVLİYALARIN ALLAH LAFZINI DUYUNCA MUHAMMEDERRESULULLAH İŞİTİNCE KULAGI DİZLERİ TUTMAYAN BİLALLERİN VE GÜLLERİN GÜLÜ Hz.MUHAMMED MUSTAFANIN YOLUNDAYIZ


  
  
La İlahe İllallah Muhammeden Resullullah
 
LA İLAHE İLLALLAH
BU BİR KİTAPTIR Kİ AYETLERİ İLE EMİR VE YASAKLARI VA'D VE VA'İDLERİ AYIRMIŞTIR. ARABİ LİSANLA ALLAHÜ TEALA'DAN İNDİĞİNE İNANAN KAVİMLERE CENNETİ MÜJDELEYİCİ VE İNANMAYANLARI CEHENNEMLE KORKUTUCUDUR. MÜŞRİKLERİN ÇOĞU O'NU KABULDEN KAÇINIP, CAN KULAĞI İLE DİNLEMEZLER. FUSSİLET
AYET-EL KÛRSİ !


Allahü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm. Lâ te’huzühû sinetün ve lâ nevm. Lehû mâ fis-semâvâti vemâ fil erd. Menzellezî yeşfeu indehû illâ biiznihi. ya’lemü mâ beyne eydîhim vemâ halfehüm velâ yühîtûne bişey’in min ilmihî illâ bimâ şâe vesia kürsiyyühüssemâvâti vel erd. Velâ yeûdühü hıfzuhumâ ve hüvel aliyyül azîm.
255. Allah... O'ndan başka İlah yoktur. Diridir, Kaimdir. O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmaksızın O'nun Katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının dışında, O'nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp-kuşatamazlar. O'nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır. Onların korunması O'na güç gelmez. O, pek Yücedir, pek büyüktür. (Bakara Suresi 255. Ayettir- Tefsir için ayet numarasına tıklayın)
KUTSAL EMANETLER
Kirmizi guller (Can Ahmede)

| 12/3/2007
بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِي
Böylelikle Allah, dediklerine karşılık olarak içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler verdi. Bu, iyilik yapanların karşılığıdır. (Maide Suresi, 85)
"İşte, yaptıklarınız dolayısıyla mirasçı kılındığınız cennet budur." (Zuhruf Suresi, 72)
"Her nereye baksan, bir nimet ve büyük bir mülk görürsün" (İnsan Suresi, 20)
"Şüphesiz bu, Bizim rızkımızdır, bitip tükenmesi de yok." (Sad Suresi, 54)
"İşte, yaptıklarınız dolayısıyla mirasçı kılındığınız cennet budur." (Zuhruf Suresi, 72)
"İçlerinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan Adn cennetleri de (onlarındır). Ve işte bu, arınmış olanın karşılığıdır." (Taha Suresi, 76)
|
Ki onlar Firdevs (cennetlerin)e de varis olacaklardır; içinde de ebedi olarak kalacaklardır. (Müminun Suresi, 11)

"Onlar; altından ırmaklar akan Adn cennetleri onlarındır, orada altın bileziklerle süslenirler... (Kehf Suresi, 31)

İman edenler ve salih amellerde bulunanlar -ki Biz hiç kimseye güç yetireceğinden fazlasını yüklemeyiz- onlar da cennetin ashabı (halkı)dırlar. Onda sonsuz olarak kalacaklardır. (Araf Suresi, 42)

... Onlar nefislerinin arzuladığı (sayısız nimet) içinde ebedi kalıcıdırlar. (Enbiya Suresi, 102)

Yüklü dalları bükülmüş kiraz (ağaçları), üst üste dizili meyveleri sarkmış muz ağaçları, (Vakıa Suresi, 28-29)

Yüklü dalları bükülmüş kiraz (ağaçları), üst üste dizili meyveleri sarkmış muz ağaçları, (Vakıa Suresi, 28-29)

Yaptıklarınıza karşılık olmak üzere, afiyetle yiyin ve için. (Mürselat Suresi, 43)

... Orada nefislerinizin arzuladığı herşey sizindir ve istediğiniz herşey de sizindir. Çok bağışlayan, çok esirgeyen (Allah)tan bir ağırlanma olarak. (Fussilet Suresi, 31-32)

... Onlar, ateşe çağırırlar, Allah ise Kendi izniyle cennete ve mağfirete çağırır. O, insanlara ayetlerini açıklar. Umulur ki öğüt alıp-düşünürler. (Bakara Suresi, 221)

"Onlara, istek duyup-arzuladıkları meyvelerden ve etten bol bol verdik." (Tur Suresi, 22)

Ve sabretmeleri dolayısıyla cennetle ve ipekle ödüllendirmiştir. (İnsan Suresi, 12 )
İman edip salih amellerde bulunanlar, Biz onları altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokacağız. Bu, Allah'ın gerçek olan va'didir. Allah'tan daha doğru sözlü kim vardır? (Nisa Suresi, 122

Gerçekten takva sahibi olanlar, cennetlerde ve pınar başlarındadır. Oraya esenlikle ve güvenlikle girin. Onların göğüslerinde kinden (ne varsa tümünü) sıyırıp-çektik, kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşı karşıyadırlar. Orda onlara hiçbir yorgunluk dokunmaz ve onlar ordan çıkarılacak değildirler. (Hicr Suresi, 45-48)
Allah onlar için, süresiz kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler hazırladı. İşte büyük ‘kurtuluş ve mutluluk' budur. (Tevbe Suresi, 89)
Kendileri ve eşleri, gölgeliklerde, tahtlar üzerinde yaslanmışlardır. (Yasin Suresi, 56)
Takva sahiplerine va'dedilen cennetin misali (şudur): İçinde bozulmayan sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenler için lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır ve orda onlar için meyvelerin her türlüsünden ve Rablerinden bir mağfiret vardır... (Muhammed Suresi, 15)
Gerçekten iman edip salih amellerde bulunanlar ise; onlar için nimetlerle-donatılmış cennetler vardır. (Lokman Suresi, 8)
|
... Allah onlardan razı oldu, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur." (Maide Suresi, 119)
Şüphesiz ebrar olanlar, elbette nimetler(le donatılmış cennetler) içindedirler. (İnfitar Suresi, 13)
|
Kim Rabbinin makamından korkar ve nefsi heva (istek ve tutkular) dan sakındırırsa, Artık şüphesiz cennet, (onun için) bir barınma yeridir. (Naziat Suresi, 40-41)
Ey mutmain (tatmin bulmuş) nefis, Rabbine, hoşnut edici ve hoşnut edilmiş olarak dön. Artık kullarımın arasına gir. Cennetime gir. (Fecr Suresi, 27-30)

İman edip salih amellerde bulunanlar; onları, içinde ebedi kalıcılar olarak, altından ırmaklar akan cennetin yüksek köşklerine muhakkak yerleştireceğiz. (Salih) Amellerde bulunanların ecri ne güzeldir. (Ankebut Suresi, 58)

İman edip salih amellerde bulunanlar; onları, içinde ebedi kalıcılar olarak, altından ırmaklar akan cennetin yüksek köşklerine muhakkak yerleştireceğiz. (Salih) Amellerde bulunanların ecri ne güzeldir. (Ankebut Suresi, 58)

... Allah onlardan razı oldu, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur." (Maide Suresi, 119)

Her nefis, kazandıklarına karşılık bir rehinedir. Ancak Ashab-ı Yemin (sağ ehli) hariç. Onlar cennetlerdedirler... (Müddessir Suresi, 38-40)
... Orada nefislerinizin arzuladığı herşey sizindir ve istediğiniz herşey de sizindir. (Fussilet Suresi, 31)
… İman edip salih amellerde bulunanlar ise, cennet bahçelerindedirler. Rableri Katında her diledikleri onlarındır. İşte büyük fazl budur. (Şura Suresi, 22)
|
"Onların göğüslerinde kinden (ne varsa tümünü) sıyırıp-çektik, kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşı karşıyadırlar." (Hicr Suresi, 47)
Derler ki: "Bizden hüznü giderip yok eden Allah'a hamdolsun; şüphesiz Rabbimiz, gerçekten bağışlayandır, şükrü kabul edendir." (Fatır Suresi, 34) |
... Adn Cennetlerinde güzel meskenler vaadetmiştir. Allah'tan olan hoşnutluk ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur. (Tevbe Suresi, 72)
|
Böylece iman edip salih amellerde bulunanlar; artık onlar 'bir cennet bahçesinde' 'sevinç içinde ağırlanırlar'. (Rum Suresi, 15) | 
Cennet de, muttakiler için, uzakta değildir, (o gün) yakınlaştırılmıştır. (Kaf Suresi, 31)
Yarışıp öne geçenler de, öne geçmiş öncülerdir. İşte onlar, yakınlaştırılmış (mukarreb) olanlardır. Nimetlerle-donatılmış cennetler içinde; (Vakıa Suresi, 10-12)
İman edip salih amellerde bulunanlar ise cennet halkıdırlar, orada süresiz kalacaklardır. (Bakara Suresi, 82)
İman edip salih amellerde bulunanlar ise cennet halkıdırlar, orada süresiz kalacaklardır. (Bakara Suresi, 82)
İşte bunlar; yaptıklarının en güzelini kabul ederiz ve kötülüklerinden geçeriz; (bunlar) cennet halkı içindedirler. (İşte bu,) Onlara va'dolunan doğru bir vaaddir. (Ahkaf Suresi, 16)
… Allah ise Kendi izniyle cennete ve mağfirete çağırır. O, insanlara ayetlerini açıklar. Umulur ki öğüt alıp-düşünürler. (Bakara Suresi, 221)
Böylelikle Allah, dediklerine karşılık olarak içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler verdi. Bu, iyilik yapanların karşılığıdır. (Maide Suresi, 85)
Allah onlar için, süresiz kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler hazırladı. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur. (Tevbe Suresi, 89)
Allah onlar için, süresiz kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler hazırladı. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur. (Tevbe Suresi, 89)

…Kim Allah'a ve elçisine itaat ederse, onu altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokar. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur. (Nisa Suresi, 13)

Erkek olsun, kadın olsun inanmış olarak kim salih bir amelde bulunursa, onlar cennete girecek ve onlar, bir 'çekirdeğin sırtındaki tomurcuk kadar' bile haksızlığa uğramayacaklardır. (Nisa Suresi, 124)
İşte bunlar; yaptıklarının en güzelini kabul ederiz ve kötülüklerinden geçeriz; (bunlar) cennet halkı içindedirler. (İşte bu,) Onlara va'dolunan doğru bir vaaddir. (Ahkaf Suresi, 16)
Ateş halkı ile cennet halkı bir olmaz. Cennet halkı umduklarına kavuşup mutluluk içinde olanlardır. (Haşr Suresi, 20)
Şüphesiz muttaki olanlar, çennetlerde ve pınarlardadırlar. (Zariyat Suresi, 15)

Gerçek şu ki, bugün cennet halkı, 'sevinç ve mutluluk dolu' bir meşguliyet içindedirler. Kendileri ve eşleri, gölgeliklerde, tahtlar üzerinde yaslanmışlardır. (Yasin Suresi, 55-56)
SonuçSite boyunca anlattığımız tüm bu güzellikler hepimize bir an sonrası kadar yakındır. Ölümle her an son bulabilecek olan dünya hayatı, ahiretteki sonsuz hayatın başlangıcıdır. Dolayısıyla her an her saniye ahirete geçilebileceğini unutmamak, cehenneme gitme ihtimalinden korkmak ve bu nedenle cennetteki sonsuz nimete kavuşmak için hazırlık içinde olmak herkes için çok önemlidir. Fakat şeytan, insana, Allah'ın cennette vaat ettiği güzellikleri, sonsuz yaşamı unutturmak, düşündürmemek ister. Aksine kusur ve eksikliklerle dolu olan dünya nimetlerine razı olmayı, bunlarla birkaç on sene yaşamayı yakın bir yarar olarak gösterir. Halbuki şeytana karşı tam aksi bir tavırla cennetin çok yakın olduğu gerçeğini hatırda tutarak samimi bir gayret içinde olmak gerekir.
Bütün samimi Müslümanlar sonsuz merhamet, sonsuz rahmet, sonsuz akıl ve güç sahibi olan, kullarını seven, onları koruyup kollayan, dünyada ve ahirette onların iyiliğini isteyen, onlara dünyada güzel ve şerefli bir hayat, ahirette de cenneti isteyen Allah'ın güvencesindedirler. Dolayısıyla bu sevinç dolu nimeti Müslümanlar hiçbir zaman unutmamalı ve birbirlerine bu yakın nimetin müjdecisi olmalıdırlar. Nitekim Allah Kuran'da müminlerin bu konuda müjdeleşmelerini buyurmaktadır:
Hiç şüphesiz Allah, mü'minlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır... (bu,) Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da O'nun üzerine gerçek olan bir vaaddir. Allah'tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. İşte 'büyük kurtuluş ve mutluluk' budur. (Tevbe Suresi, 111)
|
  
  
 
FIRAT AKSOY
| 9/6/2007
ღ بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ ღ
Ey Nebi!....
Sen o ışıktan ikliminle en tatlı rüya,
Sen, mor, pembe renklerinle ruhumu saran hülya..
Kararır, SEN'i duyup SEN'i görmezsem dünya..
Dostlarınla el ele gezdiğin tepelerde...
Ey Resul ! Ey Sevgili, ve Ey Yâr ... Ey; gözlerinde cenneti saklayan,
ayağını bastığı yerler cennet kokan Nebi!. Ey; Yaradan'ın en guzel eseri!.
"Sen olmasaydın, sen olmasaydın.. alemleri yaratmazdım!." dedigi!. Var oluşunun şerefine,
bütün varlığı hediye ettiği!. Ey; insanoğlunun ufku -en güzel insan.. Allah'ın sevgilisi,
kainatın gözbebeği!. Ey; Rahmeten li'l-alemin!. Sen den şefaat dilenen biçarelerin en sefiliyim, desem..
şefaat eder misin?. Ey; kupkuru çölleri cennete ceviren gül!. Ey; gönlünden gül dökülen resul!. Küçük kız çocuğunun elinden tutup da giden, kuşu ölen çocuğa başsağlığı dileyen..
gözlerinden yaş dökülen devenin gözyaşlarını silen Rasul!. Benim de gözümün yaşını siler misin?. Küçük kız çocuğunun tuttuğu gibi tutsam elinden;
yüreğimden binlerce kuş uctu, bin'i de öldü desem..
bana cennet kuşlarından bir kuş bahşeder misin?. Ey; Islam'ın peygamberi!.
Sevda ikliminin, en güzel mevsiminin..
en guzel çiçeği!. Ama mahzun, ama kederli... Daima düşüncede, daima hüzün icinde ömründe,
bir defa bile, kahkahayla gülmemiş..
gül yüzlü, güler yüzlü sevgili!. Gözlerimi yumsam, ve; hulyana dalsam..
o gül kokulu gülüşün ile, benim de gözlerimin içine güler misin?. Bir kerecik olsun seni düşünerek başımı koyduğum olmuşsa yastığıma, tutunduğum olmuşsa sana ve senin sevdana..
işte onun, işte onun hatrına!. Ey; gözünü sevdiğim, özünü sevdiğim, sözünü sevdiğim!. Ey; gönlümün sultanı efendim!.
Ümidim, muradım, kurtarıcım, mujdecim... Seninle Kevser havuzunun başında bulusabilecek miyim?. desem.. bulundugun yerden, yureğime bir damla su serper misin?. Seni sevsem!. Cok, cok sevsem!. Öyle cok sevsem ki;
sen koksa özüm, yüreğim.. sen koksa nazım, edam..
gönlüm sen dolsa, benim herşeyim sen olsan ! Ali'n, Fatıma'n gibi olsam!. Seni, onlar gibi seviyor olsam..
sen de; beni, onları sevdiğin gibi sever misin?. Ey; bize bizden daha ziyade merhamet eden!.
"Ümmetim, ümmetim!." diyerek, üstümüze titreyen!. Ey; en ziyade muhtacımız, en cok isteyenimiz!.
Bizi, Hak'tan dileyenimiz!. Sen, umanı umutsuzluğa düşürmezsin!.
Sen, senden isteyeni geri çevirmezsin!. Senden, senin rahmetini dilesem.. ey; alemlere rahmet olsun diye gönderilen, banada rahmet eder misin? Ey; Rahim!. Ve.. ey; Kerim!. Asr-ı saadet'ten değilim!.
Kokladığın gül, soludugun hava, yediğin hurma, içtiğin süt, okşadığın kuzu, bindiğin deve,
avuçladıgın kum dahi değilim!.
Bir kez olsun, yüzüne yüz sürmedim!. Lakin; ben, senin.. "Kardeşlerim!." dediğindenim!.
Ve; sana ve sünnetine revan olmak isteyenlerdenim!.
Ve lakin;
daha hala sevgili Veysel Karani'nin tırnağının ucu misali bile değilim, desem..
bana da hırkandan gonderir misin?. Doğduğun günün, gecenin hürmetine..
bu gün ve gece; yüreğime, bir nur olup düşer misin?. Sevgili Peygamberim!.
Rabbim; sana ve, senin al ve ashabına.. ağaçların yaprakları, denizlerin dalgaları ve yağmurların damlaları sayısınca salat, selam ve bereketler ihsan eylesin;
Amin...Amin...Amin...

|  Ey ALLÂH''ın Habibi!...
  
FÂNÎLER DEĞİL BÂKÎ OLAN BİLSİN!
İslâm târihinin ilk yıllarında Medîne-i Münevvere'de bâzı fakirlerin kapılarına meçhûl bir kimse her sabah bir çuval erzak bırakmaktaydı. Bir sabah o fakirler uyandıklarında baktılar ki, kapılarına erzak konmamış. Sebebini merak ederlerken o esnâda içli bir salâ sesi duyuldu ve Medîne-i Münevvere Hazret-i Alî -radıyallâhu anh-'ın torunu Zeynel Âbidîn Hazretleri'nin vefâtı ile çalkalandı. Herkes derin bir mâteme büründü.
Bu peygamber evlâdına karşı son vazîfeler îtinâ ile yapılmaya başlandı. Sıra mübârek nâşının yıkanmasına geldiğinde bu şerefli vazîfeyi yapacak olan zât, mevtânın sırtında içi su toplamış büyükçe yaralar görünce şaşırdı. Sebebini anlayamadı. Yakınlarına sorduğunda ise, ehl-i beytten orada bulunup bu sırra âşinâ olan bir kimse, şunları söyledi:
"- Zeynel Âbidîn Hazretleri her sabah hazırladığı erzak çuvallarını sırtında taşıyarak erkenden fakirlerin kapısına götürür ve kimseye görünmeden geri dönerdi. Halk da bu çuvalları kimin bıraktığını bilmezdi. Sırtında gördüğünüz yaralar, işte o çuvalları taşımaktan ötürü oluşmuş yaralardır."
Amellerini sırf Hak Teâlâ'nın rızâsı için yapanlar, onları, ifşâsı harâm olan bir sır gibi halktan gizlemeye çalışırlar. Zîrâ Hakk'a âit olduğu hâlde halka arz edilen amellerde Allâh'a götürecek hiçbir fazîlet kalmaz.
Çünkü onları ucub ve gurûr başta olmak üzere binbir türlü nefsâniyet kaplar. Dolayısıyla Hak yolunda yapılan her salih amel, "Fânîler değil, Bâkî olan bilsin!" düşüncesiyle olursa makbûldür ve böyle fiillerin ecir ve mükâfâtlarını yazmaya ne kalemler kâfî gelir, ne de mürekkep yetişir.
Samîmî ve fedâkâr hizmetlerle Allâh'ın kullarını memnûn etmeye gayretli olurken nefsini değil, Hakk'ı râzı edebilen isimsiz ve gerçek kahramanlara ne mutlu!
    
بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم
İman çıplaktır:Onun elbisesi takva,süsü haya,sermayesi ilimdir.
    
   
        
    



            


Dün,bugün ve bundan sonra hayatımda şimdiye kadar yaşadıklarım ve yaşayacağım herşeyin ama herşeyin sorumlusu ben oldum ve ben olacağım!!!..
Bana ait olan özellikler ve davranıslar için hiçkimse aklını fikrini yormasın.!!
Yaptıklarımdan pişman olmadım yada olduğumda ders almasını bildim!!....Eski de kalmış bana ait neler varsa,kimler varsa hepsinden birer parça aldım, acı çektim,çektirdim ve büyüdüm!!!..Değer verdiklerim,hiçe saydıklarım ve kendime verdiğim sözler yine bende saklı...
Gelecekte neler olacak kalacakmıyım,
göçecekmiyim bilmiyorum ama bildiğim tek şey ;
artık bu kalp istemiyor hiç bir SAHTEYi .....!!
GERÇEK YURT: AHİRET
MÜMİNLERİN GERÇEK YURDU; CENNET
CENNET'TE MÜMİNLERİN YAŞADIKLARI ORTAM
CENNET HAYAL GÜCÜ SINIRLARININ ÖTESİNDEDİR
TÜM NİMETLERİN EN ÜSTÜNÜ: ALLAH'IN RIZASI
İNKARCILARIN YURDU CEHENNEM
İnkar edenlerin içinde sonsuza kadar kalacakları yer, insan bedeni ve ruhuna acı tattırmak için özel olarak yaratılmış olan Cehennem'dir.
CEHENNEM'DEKİ AZAP ORTAMI
KİLİTLENEN KAPILARIN ARDINDAKİ SONSUZ HAYAT
SONUÇSUZ YALVARMALAR VE ÜMİTSİZLİK
SONSUZ AZAPTAN KURTULMAK İÇİN BİR HATIRLATMA
FIRAT AKSOY
| 6/10/2007
Allahım gönlümde olanı hakkımda hayırlı eyle,Hakkımda hayırlı olana gönlümü razı eyle. (Amin.)____♥..♥..♥____FIRAT AKSOY
بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم
Güzeli güzellikler ile birlikte yaşama dileği ile selam olsun
ALLAH ve resulunu gönülden seven gönüllere...
Kurtların istila ettiği yerde koyun değil,ancak aslan olmak gerekir.(Kelam-ı Kibar)
Seherde açılan güller hürmetine Rükuda bükülen beller hürmetine Zikrinle dönen diller hürmetine Cehennem narına yakma ya Rabbi!

Yakma Ya Rabbi, Yakma Ya Rabbi Cehennem narina yakma Ya Rabbi Yakma Ya Rabbi, Yakma Ya Rabbi Muhammed askina yakma ya Rabbi
Hak, serleri hayr eyler, Zannetme ki gayr eyler, Ârif âni seyr eyler, Mevlâ görelim n'eyler, N'eylerse, güzel eyler...
Sen Hakk'a tevekkül kil Tefvîz et ve râhat bul, Sabr eyle ve râzi ol, Mevlâ görelim n'eyler, N'eylerse, güzel eyler...
Kalbin ana bend eyle, Tedbîrini terk eyle, Takdîrini derk eyle, Mevlâ görelim n'eyler, N'eylerse, güzel eyler...
Hallâk u Rahîm oldur, Rezzâk u Kerîm oldur, Fa'âl ü Hakîm oldur, Mevlâ görelim n'eyler, N'eylerse, güzel eyler...
Hak, serleri hayr eyler, Zannetme ki gayr eyler, Ârif âni seyr eyler, Mevlâ görelim n'eyler, N'eylerse, güzel eyler...
Sen Hakk'a tevekkül kil Tefvîz et ve râhat bul, Sabr eyle ve râzi ol, Mevlâ görelim n'eyler, N'eylerse, güzel eyler...
Kalbin ana bend eyle, Tedbîrini terk eyle, Takdîrini derk eyle, Mevlâ görelim n'eyler, N'eylerse, güzel eyler...
Hallâk u Rahîm oldur, Rezzâk u Kerîm oldur, Fa'âl ü Hakîm oldur, Mevlâ görelim n'eyler, N'eylerse, güzel eyler... Secdeye kapanan başlar hürmetine Aşkınla sızlayan kalpler hürmetine Gecelerde dökülen yaşlar hürmetine Gazabınla bize bakma ya Rabbi!

Yakma Ya Rabbi, Yakma Ya Rabbi Cehennem narina yakma Ya Rabbi Yakma Ya Rabbi, Yakma Ya Rabbi Muhammed askina yakma ya Rabbi
 Yolunda kaim kullara bağışla Rızana giden yollara bağışla Arşına açılan ellere bağışla Cahim in içine sokma ya Rabbi!
 Muhammed Mustafa(as)ın özüne bağışla Fatımatüz Zehra adlı kızına bağışla Yetim yetemanın yüzüne bağışla Huzurunda boynumuzu bükme ya Rabbi!
 Cemi peygamberlerin canı hürmetine Ciharı yari Güzinin dini hürmetine Uhud şehitlerinin kanı hürmetine Suçlarımızı başa kakma ya Rabbi!
 YAKMA YA RABBI Muhammed Askina yakma Ya Rabbi Kabe askina yakma Ya Rabbi Kuran askina yakma Ya Rabbi

AMİN AMİN AMİN
Ya Mümin!
Sen hidayetini göndermezsen kalpler nasıl mutmain olur? Sen kalplere itminan vermezsen kim inandığından emin olur? Sen inandırmazsan kim mümin kalır? Revamın tuzağına düşürme beni, nefsimin diline bırakma beni... Öyle mümin eyle ki beni, pişmanlıklarım beni sana döndürsün...

SELAM VE DUA İLE ....ESLEM....
Ben seni görmeden sevdim Yorgun gecelerde titreyen bir yetim bir öksüz yüregimde sevdim seni Ey gönül bahcemde büyüttügüm nazli cicek, Ey sevdamin adi, askin gercek anlami Bu hasret, bu gurbet söyle, söyle ne zaman bitecek
Ben seni görmeden sevdim
Yolunu gözledim bir Medine sabahi Ellerimde güller, güllerki kokunu aldigim, kokunu alip yandigim yanip yanip agladigim... Ben seni görmeden sevdim Gözlerini gözlerime degdir efendim, ellerini ellerime Sevmeyi senden ögrendim ilkin, sevilmesi gereken herseyi senden Sefkat seninle mana buldu, buz cöllerini seninle asdim Ben seni görmeden sevdim Bahar yüzlü insanlar bildim etrafinda pervane onlardan biri olmak istedim hep, her emrine amade Seninle yasamak seninle ölmek, ama en cok seni seni görmek istedim... Ben seni görmeden sevdim, konunu aldim güllerde, Ben seni görmeden sevdim, adini andim yürekte Sevgili Sevgili en Sevgili!!!!!
Umut Mürare

|
|
SELAM VE DUA İLE ALLAH ' A EMANET OLUN ... |
Allah doğru yoldan ayırmasın. 
Dünyada dost ister isen Hazreti Allah yeter, Mürşid-i kâmil ister isen Hazreti Kur'an yeter, Delil ister isen Hazreti Muhammed yeter, Meşgul olmak ister isen ibadet yeter, İbret almak ister isen ölüm yeter, Zengin olmak ister isen kanaat yeter, Bunlar da yetmez der isen Nâr-ı Cehennem yeter...
Kaderde ne ise odur etme merak, Uyma kendi nefsine, Hakkın emrine bırak, Altundan agacın olsa, zümrütten yaprak, Akibet gözünü doyurur bir avuç toprak.
Bul erbabını danış akıl, dinlemek ferasettir, Zaman ahir oldu, zuhur eden alamettir, Heva-i nefsine uyma; sabrın sonu selamettir, Ne aldandın be hey şaşkın bu can sana emanettir.
Mal ve mülkle magrur olma, deme var mı ben gibi Bir muhalif rüzgâr eser, savurur harman gibi, Dünya malı elde iken düşmanların dost olur, Elde bir şey kalmayınca dost bile düşman olur.
İbret gözüyle bakın dünya misafirhanedir, Bir mukim insan bulunmaz ne tuhaf bir hanedir, Bir kefendir en sonu zengin-fakir sermayesi, Malına gururlanan gafil degil ya nedir? ___________________________________________ Dünya madem fanidir, değmiyor alaka-i kalbe. ******************************************** Açılır bahtımız bir gün, hemen battıkça batmaz ya! Sebebler halkeder Halık,kerem babın kapatmaz ya! Benim münacatım Hakk’a rızk içün değildir haşa! Hüda Rezzak-ı Alemdir,rızıksız kul yaratmaz ya...
by fırat aksoy saygılarımla...
Ölümün sırlarını bilseydiniz, yaşamın sırlarını da bilirdiniz. Bu gün aklınız varken birşey bilmiyorsunuz, yarın aklınız yokken neyi bileceksiniz! ...
S.a.Sevgili Dostlarım
De ki: “Elbette sizin kendisinden kaçtığınız ölüm,şüphesiz sizinle karşılaşıp-buluşacaktır. Sonra gaybı da, müşahede edilebileni de bilen (Allah)a döndürüleceksiniz; O da size yaptıklarınızı haber verecektir.” (Cuma Suresi, 8)
 

Ölüm sizi her an yakalayabilir.
Kimbilir o an, belki de şu andır ya da size çok yaklaşmıştır. Belki de bu satırlar ahlakınızı yeniden düşünmeniz için ölümünüzden önce size tanınmış son bir fırsat, son bir hatırlatma, son bir uyarıdır. Siz bu satırları okurken bir saat sonra hayatta kalacağınızdan emin olamazsınız. Bir saat sonra hayatta olsanız, bir sonraki saate erişeceğinizin hiçbir garantisi yoktur. Saat değil bir dakika, hatta bir saniye sonra bile hayatta olacağınız kesin değildir. Bu kitabı sonuna kadar okuyup bitireceğinizin de hiçbir garantisi yoktur. Ölüm size, büyük bir ihtimalle, bir dakika öncesinde ölmeyi hiç aklınızdan geçirmediğiniz bir anda gelecektir. Mutlaka öleceksiniz, tüm sevdikleriniz de ölecek, sizden önce ya da sonra mutlaka ölecekler. Bundan 100 sene sonra dünya üzerinde sizin tanıdığınız hiçbir canlı insan kalmayacak. Her insanın, kendi hayatı hakkında bitmek tükenmek bilmeyen planları vardır. Liseyi bitirmek, üniversiteye girebilmek, mezun olmak, iş sahibi olmak, ev sahibi olmak, evlenip çoluk çocuk sahibi olmak, çocuğunu büyütmek, emekli olmak, huzurlu bir hayata kavuşmak gibi... Bunların dışında, herkesin, kendi içinde bulunduğu durum ve şartlara göre daha binlerce konuda çok kapsamlı plan ve tasarıları vardır.Oysa bu planların hiçbirinin gerçekleşeceği kesin değildir. Buna karşın ölüm, yüzde yüz gerçekleşecektir. Yıllarca çalışıp çabalayıp üniversiteye giren bir öğrenci okuluna giderken ölebilir. Ya da yeni işe giren bir kişi işine giderken veya evlenenler düğünden dönerken ani bir trafik kazası sonucunda ölebilirler. Başarılı bir iş adamı ise, işlerini çabuk halledebilmek, gideceği yere daha çabuk ulaşıp vakit kazanmak ve daha çok şeyler yapabilmek için uçak yolculuğunu tercih eder. Fakat uçak kaza düşebilir ve hayatı hiç düşünmediği şekilde son bulabilir.Geriye kalan planlarını gerçekleştiremeden, bir daha asla tamamlanmayacak bir şekilde yarıda bırakarak, dönüşü olmayan bir yere giderler... Oysa o gittikleri yer için hazırladıkları hiçbir planları yoktur. Gerçekleştiremeyecekleri planları yıllarca en ince ayrıntısına kadar düşünmüşlerdir, ama gerçekleşeceği kesin olan ölüm hakkında hiçbir şey düşünmemişlerdir. Peki akla ve bilince sahip bir insan hangisine öncelik vermelidir? Gerçekleşeceği kesin olan hakkında mı, yoksa olmayan hakkında mı plan kurmalıdır? İnsanların bir kısmı, kesin olmayana önem verirler. Hayatın hangi safhasında olursa olsun bütün planlarını, gelecekte daha iyi ve daha mükemmel bir hayata kavuşabilmek için yaparlar. Eğer insan ölümsüz olsaydı, bu davranış gerçekten de mantıklı olacaktı. Fakat bütün planlar, ölüm denen mutlak sona mahkumdur. Bu nedenle, kesin olan ölümü bırakıp kesin olmayanları önemsemek, kesinlikle akıl dışıdır. Ama insanlardan bazıları, akıllarını kaplamış garip bir gaflet hali nedeniyle bir türlü bu açık gerçeği fark edemezler. Uzun y?llar yaşayacaklar?n? hatta hiç ölmeyeceklerini varsayarak sadece dünyada belirledikleri hedeflere ulaşmak için çabalarlar. Ölümle birlikte başlayacak olan gerçek hayatlar?n? düşünmezler. Ona yönelik bir haz?rl?k yapmazlar. Hesap günü bu gerçekle yüz yüze kald?klar?nda ise telafisi olmayan bu büyük hatadan dolay? çok derin bir pişmanlık duyarlar. Bu kitap, insana bu çok önemli gerçekleri düşündürmek ve hızla yaklaşan büyük olayı haber vermek için yazılmıştır... Bu büyük olay, kesindir.Dolayısıyla, düşünmekten kaçmak, hiçbir şekilde çözüm değildir. GAFLETİN KALIN PERDESİ İnsan bencil yaratılmıştır ve kendi çıkarlarını ilgilendiren şeyler hakkında son derece hassastır. Ancak her konuda kendi çıkar ve menfaatlerini en ince ayrıntısına kadar düşünen ve hesaplayan insanın doğrudan doğruya kendisini ilgilendiren ölüm konusunda kayıtsız ve umursuz olması son derece hayret vericidir. "Kesin bilgiyle iman etmeyenler"e özgü olan bu ruh halini Allah, Kuran’da tek bir kelimeyle tanımlamıştır: "Gaflet". Gafletin anlamı, şuurundaki bulanıklık ve kapalılıktan ötürü, bir insanın gerçekleri tam olarak algılayamayıp, sağlıklı değerlendirmeler yapamaması ve buna bağlı olarak, gereken sağlıklı tepkileri verememesidir. Bir ayette Allah şöyle buyurur: İnsanların sorgulama (zamanı) yaklaştı, kendileri ise gaflet içinde yüz çeviriyorlar. (Enbiya Suresi, 1) Ölümcül, çaresiz bir hastalığa yakalanan birisinin öleceğine kesin gözüyle bakılır. Fakat ona bu gözle bakanların da er ya da geç ölecekleri kesindir. Gaflet yüzünden, işin bu yönü bu tarz kişilerin aklına gelmez. Oysa belki de ölüm, kendisini bu "ölümcül hasta"dan çok daha önce, hiç ummadığı bir anda yakalayacaktır. Yakınları, ölüm döşeğindeki hastalarının durumuna üzülürler. Ama bir gün kesinlikle ölecek olan kendilerine de üzülmek akıllarına gelmez. Oysa, bir olayın eninde sonunda gerçekleşeceği kesinse, bunun yakın ya da uzak olması verilen tepkiyi değiştirmemelidir. Eğer ölmek üzere olanlar için üzülmek gerekiyorsa, yalnızca ölüm anında değil herkes birbiri ve kendisi için şimdiden üzülmeye başlamalıdır. Ya da içinde bulunduğu gafleti yırtmalı, ölümün gerçek anlamını kavramalıdır. Bunun için de, öncelikle gafleti doğuran sebepleri tanımak yararlı olabilir.
Ey iman edenler, Allah’tan korkun. Herkes yarın için neyi takdim ettiğine baksın. Allah’tan korkun. Hiç şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. Kendileri Allah’ı unutmuş, böylece O da onlara kendi nefislerini unutturmuş olanlar gibi olmayın. İşte onlar, fasık olanların ta kendileridir. (Haşr Suresi, 18-19)
Selametle.. Dalga Dalga Rahmet...
Sabah Namazı
Vakit seher… Ufukta günün kızıl çiçeği açmak üzere. Vaktin rahmine sabahın nutfesi düştü az önce. Gecenin toprağında saklı ışıktan tohumlar başlarını uzatıyor.
Şimdi hatırla ki, sen de bir zamanlar yokluğun karanlığında yitiktin. Unutulmuşluk toprağına gömülü bir tohumdun. Kimsenin adını bilmediği, hatırını saymadığı bir yetimdin.
Hatırla ki, unutulmuşluğun toprağında Rabbin seni unutmadı. Rabbin seni sahipsiz de bırakmadı. Rabbin seni yokluk gecesinden varlığın ufkuna eriştirdi. Taze bir bahar gibi gün yüzüne çıkardı bedenini. Ete kemiğe bürüdü ruhunu. Gülden tebessümler giydirdi yüzüne.
Şimdi seher vakti. Göz kapaklarının ardından kaç. Gafletin gecesinden uyan. Aç gözlerini sehere. Aç kalbini Rabbine. Uyan. Uyan, yan ve an seni hiç unutmayan Rabbini. Güneş ufukta yükselmeden, sen dualar ufkuna yüksel. Herkes unutsa bile seni unutmayan Rabbini herkesin O’nu unuttuğu anda ananlardan ol. Haydi kalk! Kalk ve miracına eşlik et En Sevgilinin[asm].
Şimdi sabah! Şimdi sabah namazı vakti...
Öğle Namazı
Vakit öğle. Gün ortası. Dünya telaşındasın. İşler yoğun. Yarım kalmış ne kadar iş var! Sanki sensiz yürümüyor hiçbir şey. Sanki sen olmasan işler hep yarım kalacak, belki hiç başlamayacak. Ne kadar çok vazgeçilmezin var! Ne kadar vazgeçilmezsin!
Oysa dünya seni pek umursamıyor. Sessizce akıp gitmede sonsuz uzayda.. Telaşlarına inat uzakta bir kelebek yavaş yavaş kozasından çıkmada. Ötelerde bir insan son nefesini vermekte sessizce.. Bir bebek ilk kez gülümsemekte annesine...
Vakit öğle... O kadar gürültü var ki ortalıkta.. Kalbinin sesini duyamıyorsun bile. Ruhunun sonsuza uzanan emellerine kör olmak üzeresin. Telaşların arasından sıyrıl, ruhuna yer ayır. Ebedî sükûnete hazırla kendini. Kalbini sonsuzluğa bitiştir. Alnını secdeye değdir. Şimdi öğle namazı vakti!
İkindi Namazı
vakit ikindi.. gün ihtiyarladı, güneş solgun rengini bırakıyor güller üstüne zaman ırmağı ikindinin çağlayanından dökülüyor şimdi,. ayrılığı söylüyor hece hece...hüzün renkli bulutlar sardı göğü, zevale doğru akıyor ışıklar, devriliyor zaman, hatırla ki sen de şimdi bir ömrün ikindisine doğru yürüyorsun, tenin soluyor,gözlerinin feri çekiliyor, yüzünü bu dünyadan çevirmeye hazırlanıyorsun, öbür kıyısındasın artık nehrin..
bundan sonra vaadi yok sana zamanın, bundan sonra yeni bir vaadi yok sana hayatın..
yokuş aşağı akıyor kalbin,şimdi vakit ikindi.. kalbini kanatıyor kuru gül yaprakları, tutnacak dal arıyor gibisin zamana karşı, zamanın hükmü ağırlaşıyor üzerinde, gün daha kısa geliyor artık..
yemin olsun ki ikindi vaktine hüsrandadır insan şimdi anlıyorsun.. yokuş aşağı akıyorsun dalından kopuyorsun, hoyrat bir rüzgar artık zaman.. geriye kalan ancak iman,şimdi ikindi vakti,secdeye koy alnını eğil zamanın sahibinin önünde,ona konuş.. onunla konuş.. fısılda dualarını sonsuzluğa tutun hece hece.. şimdi vakit ikindi, şimdi ikindi namazı vakti..
Akşam Namazı
Vakit akşam. Gün ölmek üzere. Güneş ışıklarını topluyor eşyanın üzerinden. Kızılca kıyameti kopuyor dünyanın. Kara kefenini giyiniyor gün. Gülün rengi soluyor, eşyanın cezbesi yitiveriyor.
Hatırla ki, senin de akşamın olacak bir gün. Ömrünün ışıkları solacak. Hayatının perdesi çekilecek. Senin de kıyametin kopacak.
Şimdi akşam. Ölmeden önce bil öleceğini ki, yaşatıldığını farkedesin. Herkesin senden uzaklaşacağı ölüm anını hatırla ki, sen de şimdi herkesten ve her şeyden uzaklaşıp Rabbine yanaşasın. Seni sen yokken de bilen Rabbin, sen öldükten sonra da bilecek elbet.. Herkesin unuttuğu yerde seni bir O hatırlayacak. Hatırını yalnız O bilecek. Sen de O’nu an şimdi. Şimdi akşam namazı vakti…
Yatsı Namazı
Vakit Yatsı. Gün çoktan öldü. Güneş ışıklarını topladı. Gece hükmediyor âleme. Güneşin saltanatı bitti. Işıklar tükendi ufuklarda. Renkler ellerini çekti eşyadan. Gül soldu, gün soldu. Göğe yöneldi gözler.
Hatırla ki, Sen de unutuşun kara gecesine yuvarlanacaksın. Bir adın kalacak geriye. Bir mezar taşın hatırlayacak belki Seni. Belki o da unutacak.
Şimdi gece… Sabaha çok var. Işık uzaklarda. Yokluğun gecesinde, adın bile unutulmuşken, kimden meded umarsın sor kendine? Kim Sana hayat vermişse, kurumuş kemikleri toplayıp dirilten de O elbette.
Söyle kendine. Söyle kendine ki, çoklarının Seni unuttuğu bu gece, Sen de herkesin unut, O’nu hatırla. Söyle kendine ki, çoklarının ışıklara kanıp sahte renklerin kuyularına daldığı bu gece, Rabbini an, Rabbine kan, Rabbine uyan.
Şimdi yatsı zamanı vakti...
selametle.. by fırat 
SELAM VE DUA İLE ....ESLEM....

Ey Rabbim Sözlerin en güzeli hiç süphesiz sana aittir Bizim söylediklerimiz Söyleyeceklerimiz Söyleyemediklerimiz Söylemek istediklerimiz Içimizde sakladiklarimiz Suskun biraktiklarimiz Terkettiklerimiz Unuttuklarimiz Fisildadiklarimiz Hepsi hepsi, sözlerin hepsi ancak sana yöneldigi için güzeldir Süphesiz duayi dilimize veren sensin Dilimizi duaya çeviren sensin Sözlerin en güzeli sana aittir Ve sözlerin en güzeli sana hitab etmektedir
Ey Rabbim Ebediyyen bana yakinligini tattirdigin için, Bana vahyettigin tüm gerçekler için Beni hayat denen bu sonsuz lezzet pinarinin basina oturttugun için Bildigin tüm ayiplarimi örttügün için Gördügün tüm kusurlarimi bagisladigin için Umuduma katik ettigin tüm hayallerim için En sevgilini bana elçi gönderdigin için Ey sevgili, beni askina muhatap ettigin için Sonsuz hamd sana Sonsuz minnetarlik sana Sonsuz minnet sana Sonsuz sükür sana Sonsuz tesekkür sana
Ey Rabbim Tut ellerimden sonsuz kudret elinle Beni hiçlige düsmekten alikoy Unutulmusluktan uzak eyle beni Varligina komsu eyle beni Ben acizim, dayanagim sensin Fakirim ben, siginagim sensin Dilsizim, sözüm sensin Körüm ben, gören sensin Sagirim, ki sen isitensin
Ey Rabbim Sözlerin en güzeli sana aittir Ve sözlerin en güzeli sana hitab etmektedir Bu kirik dökük sözlerimi Bu perisan hitabimi Sen kabul eyle sen güzellestir Ki sen bana asktan kanatlar vermistin ya Askin zevasina uçurmustun ya beni Elimi sen dokumustun ya Hani ele avuca gelmez dokunuslari sen bahsetmistin ya bana Gözüme kendi nazarindan isiklar vermistin ya Gözle görülür güzellikler vermistin ya bana Yüzüme tebessümü sen giydirmistin ya Tebessüme karsilik veren güzel yüzler koymustun ya karsima
Ey Rabbim Yoktum ben Sen var ettin Unutulmustum ki sen sevdin Sevdigin icin var ettin Bir sen sevdigin icin var edildim Bir sen beni andigin icin ihya edildim Oyleyse ey Rabbim Varligimi askina armagan eyle Yak beni askinin atesinde Al beni bu rüyadan Al beni bu dünyadan Bu kirilgan varligimi ebedi baharina toprak eyle
Ey Rabbim Bütün güzel sözler sana söylemekle güzeldir Kirik dökük de olsa kabul eyle sözlerimi Yikik dökük de olsa duy yakarislarimi Kabul eyle beni Kabul eyle sözlerimi Suskunlugumu Dilsizligimi En güzel dua eyle Dua eyle dilsizligimi Dua eyle suskunlugumu En güzel dua eyle Ki sözlerin en güzeli sana hitab etmektedir Dua eyle sözlerimi Güzel eyle Güzel eyle Amin amin





İstiğfar
Soru: İstiğfar ne demektir? İstiğfarın belli bir vakti var mıdır; yoksa o, her zaman mülahazalara emanet bir nedamet ifadesi midir? İstiğfar için belli bir usûlden bahsedilebilir mi?
-İstiğfar; insanın içine düştüğü bir hatanın pişmanlığıyla kıvranarak Cenâb-ı Hak’tan kusurlarının affedilmesini ve günahlarının bağışlanmasını istemesi, afv ve mağfiret dilemesi demektir. (00.33)
-Her günahtan dolayı Cehenneme yuvarlanıyormuşçasına nedamet ve ızdırap duyma mü’min bir gönlün şiarıdır. Günahtan müteessir olmayan bir kalb ise ölü sayılır. Günaha karşı tepki vermeyen ve hatalardan rahatsızlık duymayan bir gönül, cansız bir bünye gibidir. (03.58)
-“Estağfirullâh” sözü, “Allah’ım, Sen’den yarlığanma diliyorum; ömrüm vefa ettiği sürece de bu talebime devam edeceğim. Bir kere afv dilemeyi yeterli bulmuyorum; şu anda beni bağışlamanı istediğim gibi, bu hatamdan dolayı bir ömür boyu nedamet duyacak ve mağfiret dileneceğim. Yarlığa beni Rabbim!..” manalarını ihtiva etmektedir. (05.15)
-Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz şöyle buyuruyor: “Ne mutlu o kimseye ki, defterinde çok istiğfar bulunur.” (07.11)
-Her farz namazdan sonra üç defa “Estağfirullâh” demek sünnettir. (08.33)
-İstiğfar, hemen her yer, zaman ve pozisyonda yapılabilir. Ancak Kur’ân ve Hadis’te, seher vakitlerinde dua ve istiğfarda bulunulması tavsiye ve teşvik edilmiştir. Cennet ehli ve öte dünya nimetlerine nail olanlar anlatılırken bu durum, özellikle hatırlatılmıştır: “Sabredenleri, doğru olanları, huzurunda gönülden boyun büküp divan duranları, Allah için (mallarını) harcayanları ve seherlerde istiğfar edenleri (Allah görmektedir)” (Al-i İmran, 3/17); “(Cennetlikler) geceleri pek az uyurlar; seherlerde istiğfar ederler.” (Zariyat, 51/17-18) (14.02)
-İstiğfar, günahların yarlığanmasını isteme olduğundan bir mebde’dir; bu işin müntehası ise tevbe, inâbe ve evbedir. (18.09)
-İstiğfarın usûlü nasıl olmalıdır? (19.16)
- يَا حَيُّ يَا قَيُّومُ، بِرَحْمَتِكَ أَسْتَغِيثُ، أَصْلِحْ لِي شَأْنِي كُلَّهُ وَلاَ تَكِلْنِي إِلَى نَفْسِي طَرْفَةَ عَيْنٍ
“Ey her şeyi var eden hayat sahibi Hayy ve ey her şeyin varlık ve bekâsını kudret elinde tutan Kayyûm, rahmetinin vüs’atine itimad ederek Sen’den merhamet dileniyorum; bütün ahvâlimi ıslah eyle, her türlü tavır ve hareketimi kulluk şuuruyla beze ve göz açıp kapayıncaya kadar olsun, beni nefsimle başbaşa bırakma, sürekli kötülükleri emreden nefsimin acımasızlığına terketme!”
Bazı rivayetlerde “وَلاَ أَقَلَّ مِنْ ذٰلِكَ ” ilavesi de vardır; yani, “Göz açıp kapayıncaya kadar..” kaydıyla yetinilmemiş, “Hayır! O kadar değil, ondan daha az bir zaman da olsa beni nefsimle başbaşa bırakma!” denilmiştir. (23.17)
-Şeddad bin Evs’den (radıyallahu anh) rivayet edilen hadisin “Seyyidü’l-İstiğfar” olarak anılan şu kısmı istiğfar için önemli bir duadır:
اَللّٰهُمَّ أَنْتَ رَبِّي لاَ إِلـٰهَ إِلاَّ أَنْتَ خَلَقْتَنِي وَأَنَا عَبْدُكَ وَأَنَا عَلَى عَهْدِكَ وَوَعْدِكَ مَا اسْتَطَعْتُ أَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ مَا صَنَعْتُ أَبُوءُ لَكَ بِنِعْمَتِكَ عَلَيَّ وَأَبُوءُ لَكَ بِذَنْبِي فَاغْفِرْ لِي ذُنُوبِي فَإِنَّهُ لاَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إلاَّ أَنْتَ “Allah’ım! Sen benim Rabbimsin. Senden başka ilâh yoktur. Beni Sen yarattın ve ben Senin kulunum. İman ve ubûdiyetimde gücüm yettiği kadar Senin ahd ü misâkın üzereyim. Yâ Rabbi! Yaptıklarımın şerrinden Sana sığınırım. Senin bana in'âm ve ihsan buyurduğun nimetleri ikrar ve itirâf ettiğim gibi kendi kusur ve günâhlarımı da itirâf ediyorum. Rabbim! Sen beni afv ü mağfiret eyle. Zîra, Senden başkası günahları afv ü mağfiret edemez, yegâne Gafûr Sensin.” Bu duayı her sabah dört kere söylemek sünnettir. (24.20)
-Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in Hazreti Ebu Bekir’e öğrettiği dua şöyledir:
اَللّٰهُمَّ إِنِّي ظَلَمْتُ نَفْسِي ظُلْماً كَثِيراً، وَلاَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلاَّ أَنْتَ، فَاغْفِرْ لِي مَغْفِرَةً مِنْ عِنْدِكَ، وَارْحَمْنِي، إِنَّكَ أَنْتَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ “Allah’ım, muhakkak ben nefsime namütenahî zulûmde bulundum; günahları bağışlayacak Senden gayrı kimse yoktur. Nezd-i Uluhiyetinden hususi ve sürpriz bir mağfiretle beni yarlığa, bana merhamet et; şüphesiz ki Sen yegâne Gafûr ve Rahîm’sin.” (24.45)
-Hazreti Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) her gün on iki bin defa istiğfar ediyordu. Kendisine “Bu kadarı fazla değil mi?” denilince “Hayır, günahlarım adedince...” cevabını veriyordu. İhtimal, hayalinden geçen şeylerden dahi bağışlanma diliyordu. (27.15)
Ebu Hüreyre Hazretleri’nin Rasul-ü Ekrem Efendimiz’den öğrenip sürekli tekrar ettiği dua şu şekildedir:
سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ أَسْتَغْفِرُكَ لِذَنْبِي وَأَسْـأَلُكَ رَحْمَتَكَ * اللَّهُمَّ زِدْنِي عِلْماً وَلاَ تُزِغْ قَلْبِي بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنِي وَ هَبْ لِي مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً إِنَّكَ أَنْتَ الْوَهَّابُ “Ey bütün eksik ve kusurlardan münezzeh bulunan Rabbim, Seni (Zatına yakışmayan her şeyden) tenzih ederim. Allah’ım, günahımı bağışlamanı diler ve rahmetini dilenirim. Allah’ım, ilmimi artır ve beni hidayete erdirdikten sonra bir daha kalbimi kaydırma; katından bana rahmet lutfet; şüphesiz ki Sen, çok lütufkâr Vehhâb’sın.”
-Hazreti Üstad, “Dua ve tevekkül meyelân-ı hayra büyük bir kuvvet verdiği gibi, istiğfar ve tevbe dahi meyelân-ı şerri keser, tecavüzâtını kırar.” buyurmaktadır. (30.11)
FIRAT AKSOY
| 1/24/2007
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
BİLİMİN GÖSTERDİĞİ GERÇEK: KURAN MUCİZELERİ
|
FİLMİN İZLEMEK İSTEDİĞİNİZ BÖLÜMÜNÜ SEÇİNİZ
|
DOSYA
|
|
| Kuran Mucizeleri 1
|
|
136,099 KB
|
|
Çamurdan Yaratılış / Parmak İzindeki Kimlik
|
|
10,477 KB
|
|
Dünyanın Yuvarlaklığı / Dağların Görevi
|
|
9,023 KB
|
|
Meniden Bir Damla / Bebeğin Rahimdeki 3 Karanlık Evresi
|
|
7,983 KB
|
|
İnsan Organlarının Gelişim Sırası/ Demirdeki Sır
|
|
8,361 KB
|
|
Yörüngeler ve Dönen Evren / Geri Döndüren Gök
|
|
10,991 KB
|
|
Bulutların Ağırlığı / Dişi Bal Arısı
|
|
9,728 KB
|
|
Zamanın Göreceliği/ Yağmurdaki Ölçü/ Denizlerdeki Sınır
|
|
9,066 KB
|
|
Kuran Allah’ın Sözüdür
|
|
3,797 KB | | |
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM


Kim ALLAH;a sahip o neden mahrum;
Kim Allahtan mahrum o neye sahip?
EL AZİYM EL HALİYM
LA İLAHE İLLALLAH
RABBUL ARŞİL AZİYM
LA İLAHE İLLALLAH
RABBUS SEMAVATİ VEL ARDİ
VE RABBUL ARŞİL KERİYM
    
Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme
ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme.
Zira Allah, kendini beğenmiş
övünüp duran kimseleri asla
sevmez.
LOKMAN 18
Âlimlerin sultanı, büyük İslâm âlimlerinden,
Bâyezid-i Bistâmî hazretleri buyurdu ki:
1- Farzları noksansız yerine getirmek,
2-Haram kılınan şeylerden kaçınmak,
3-Allah için mütevazi olmak, 4-Müslüman kardeşlerine eziyet etmekten sakınmak, 5-İyi ve kötü, her mü’min için hayır istemek, 6-Allahü teâlânın mağfiretini arzulamak, 7-Her işte Allah rızâsını gözetmek, 8-Ölüme her an hazırlanmak, 9-Nefsini terbiyeye çalışmak, 10- Öfkeyi, gurur ve taşkınlığı, zulüm ve haksızlığı terketmek,
1-Öfke ve hiddet, 2-Kin ve nefret, 3-Büyüklenme, 4-Zulüm ve haksızlık, 5-İnat yollu mücâdele, 6-Cimrilik, 7-Başkasına ezâ, 8-Mü’mine saygısızlık, 9-Kötü huy, fenâ ahlâk, 10-İnsâf ölçülerini aşmak.
1-Terbiye azlığı,
2-Cehâlet çokluğu, 3-Halktan nimet beklemek, 4-Şehvet azgınlığı, nefis kudurganlığı, 5-Baş olma sevdâsı, 6-Dünyaya çok meyletmek, 7-Nefsine uymak.
8-Çok yemek, 9-Çok uyumak,
10-Kalabalığa uymak.
Bin damla umut serpilsin yüreğimize, Bin tatlı mutluluk dolsun günlerimize, Bin bir hayalimiz gerçekle buluşsun, Mutluluklar hep bizimle olsun, Umutlarımız gerçek,gerçeklerimiz mutluluk,olsun, Mutluluklarımız ise sonsuz olsun,ALLAH yar ve yardımcımız olsun. ALLAH a emanet olun.
»-(¯`v´¯)--»VUSLAT'A GÜL TAŞIYANLAR«-(¯`v´¯)--«
" Kalbi olanın hüznü de vardır ... "
   
İnsanların en hayırlısı diyer insanlara en faydalı olandır...
Aşk korkuya peçedir, korkuda aşka perde, Allah'tan nasıl korkmaz, insan O'nu severde..(N.F.K)
SEN DOST EYLE SALİHLERLE...
KULLARINI AFFEDERSİN GUNAHKARIM GELDİM SANA
AFFEYLE YA RAHİM ALLAH

MEVLANA CELALEDDİN (K.S.)'in DİLİNDEN BİR DUA :
"Yâ Rabbî! Bizim hâlimize bakarak muâmele etme. Kendi ikrâm ve ihsânına göre bize muâmele eyle.
Yâ Rabbî! Kerem ve lütfunla hidâyet ettiğin kalbi tekrar dalâlete, sapıklığa meylettirme. Belâları
bizden
sarf eyle, çevir ve değiştir.
Ey affı çok olan, günahları örten Rabbim! O günahlar dolayısı ile bizden intikam alma. Bize azâb
etme.
Yâ Rabbî! Biz nefis ile şeytana köpek gibi tâbi olduksa da sen, azab arslanını bize saldırtma.
Ey Hayy, ebedî diri olan Rabbim! Taleb ve duâ üzerine nasıl olur da kerem etmezsin. Sen kerem
sâhibisin.
Ey mahlûkâtın, yaratıkların canlıların ihtiyâcını gideren Rabbim! Sen varken hiç bir kimseyi
hatırlamak ve
ondan bir şey ummak lâyık değildir.
Yâ Rabbî! Rûhumda bir ilim katresi var. İlâhî onu hevâ rüzgarıyla ten toprağından muhâfaza eyle.
Ey ihsânı çok olan Rabbim! Cefâ içinde geçip giden ömre merhamet et.
Ey affetmeyi seven Rabbim! Bizi affeyle. İsyân derdimize çâre eyle.
Ey yardım isteyenlerin yardımcısı! Bizi hidâyete çıkar.
Yâ Rabbî! Duâ ve yakarışlarımızda sana lâyık olmayan sözleri bilmeyerek söyleyip hatâlarda
bulunmuş
isek, o kelimeleri sen ıslâh et ve duâmızı kabul buyur. Çünkü sözlerin hâkimi ve sultanı ancak
sensin.
Ey âlemin yaratıcısı! Kasvetli, kararmış, katılaşmış âdetâ taş gibi olmuş olan kalbimizi mum gibi
yumuşat, feryâdımızı, âh u vâhımızı, hoş eyle ki rahmetini celbetsin, çeksin.
Bizi köle gibi kullanan bu serkeş nefisten bizi satın al. O nefis bıçağı kemiğe dayandı (zulmü canımıza yetti).
Yâ Rabbî! Sana ne arz edeyim. Çünkü sen gizli ve açık her şeyi bilirsin."



|
|